en büyük değil ama denk gelmişken yazalım:
(bkz:
mustafa erhan hekimoğlu effect)
var böyle bir şey, çünkü ben uydurdum.
ben hayatı futbol üzerinden anlatmayı severim. çoğu zaman doğru paralellikler kurulur futbolla hayat arasında. beşiktaşlılar anlatacağım şeye hakimdir. beşiktaş maçlarını izlemeyenler ya da futbolu genel olarak pek takip etmeyenler için güzelce anlatayım:
bizde mustafa erhan hekimoğlu adında bir "genç yetenek" var. yeteneği o kadar kolpa ki gençliğinden de şüphe eder oldum. bu arkadaş forvet oyuncusu. yani en uçta. 3. bölge dediğimiz yerde oynuyor. maçlara da genelde son 10-15 dakika kala giriyor. bir kez galatasaray'a güzel bir gol attı diye bir türlü vazgeçilmiyor. genelde mustafa maça dahil olduğunda beşiktaş'ın mutlaka bir ya da daha fazla gole ihtiyacı oluyor. kalan süre çok az. gol lazım ve rakip zaman geçirmeye meyilli. mustafa direk gibi bir adam. boylu poslu yapılı. dövüş sporlarında filan yer alsa belki başarılı olurmuş ama hasbelkader futbolu seçmiş. fakat mustafa, futbolda iri yapılı olmanın bazen de dezavantaj olduğunun farkında olan bir arkadaşımız değil. rakiple girdiği hava topu mücadelelerinde olsun, omuz omuza mücadelelerde olsun nasıl davranacağını bilmiyor. bu yüzden de sürekli faul yapıyor. o faul yaptıkça rakip takım bayram ediyor. çünkü futbolda skor olarak önde olan takım için son dakikalarda oyunun durması nimet demek. her faulde en az 30 saniye süreden gidiyor. hele bir de bünyamin gezer'in deyimiyle faule maruz kalan futbolcu yerde uğunuyorsa bir dakikadan bile fazla süreden çalınmış oluyor. hakemler genelde bu sürelerin anca zekatını maçın sonuna ekledikleri için biz fedakar arkadaşımız mustafa sayesinde gol atmaya çalışmakla geçirmemiz gereken süreyi rakibin serbest vuruşu kullanmaya niyet etmesini beklemekle harcıyoruz. faul, 1. bölgede mecbur kalınırsa yapılır. çünkü orası senin kalenin önüdür. rakibi durduramazsan gol yiyebilirsin. 2. bölgede bazen yapılır bazen yapılmaz ama 3 bölgede faul yapan oyuncu net bir şekilde yeteneksizdir. ha skor olarak öndesindir yaparsın. sürenin geçmesine, takım arkadaşlarının soluklanmasına, oyunun soğumasına senin takımının ihtiyacı vardır, yaparsın. ama mustafalı maçlarımızda hep gole bizim ihtiyacımız olduğu için o kısacık zamanda yaptığı 3-5 faul bizi maçtan boynu bükük ayırıyor. e peki mustafa ne yapsın? gerekirse top rakipte kalsın. didişerek, güreşerek faul yapacağına bırak kalsın orda. rakibin pas seçeneklerini bloke edersin, birkaç saniye içinde topu geri kazanırsın. rakibi temassız sıkıştırırsın, topu taca ya da kornere atmak zorunda kalır. daha da heyecanlanıp kendi kalesine gol bile atabilir. ama mustafacığım dan dun dalarak faul yapmak suretiyle oyunun en az beş dakikasını bir güzel yer. temiz çocuktur, eli yüzü düzgündür ama fazla didişkendir. o yüzden de futbola uygun değildir.
bunun ilişkilerle olan alakasını yazardım ama yoruldum. onu da arif olan anlasın artık.
not: bir zamanlar ben de mustafa gibiydim. uzun zaman önce akıllandım.