günümüz ilişkilerinin en büyük sorunu
Next (2) - Last Page (4)

Şükela: Nice | Last 24h | Today | All

çıkar ilişkileri olması, maddi menfaatler gözetilerek bi lişkiye başlanılması. biri öbürüyle parası için evlenir, öbürü de güzelliği, memesi için evlenir veya ilişki kurmaya başlar. elbette güzellik de maddi durum da önemli ama ilişki başlatmak için birinci sıraya koyulacak sebepler değil. ne olacak güzellik ya da para gidince. ilişki bitecek mi? çok büyük ihtimalle evet, çıkar kalmıyor ki ortada artık. uğruna evlenilen şey kalmıyor ki ilişki devam etsin.

böylesi maddi, dünyevi şeylerin üstüne kurulan ilişkilerin sonu yok. böyle bi ilişkide iletişim olabilir mi?! olsa bile çok kısıtlı kalır. çünkü kimse bakmamış ki kafaların uyuşup uyuşmadığına, maddi olarak tatmin olup geçmişiz.

böyle bi ilişki karşı tarafa da haksızlık değil mi ayrıca. bunu kalbinize nasıl yedirebiliyorsunuz, aklım almıyor. parası için evlenenler, karşı tarafı eşi olarak değil de cüzdan olarak görüyor. güzelliği, memesi için evlenen de kılıcına kın, kendisine cariye arıyor; asla bi eş değil. mide bulandırıyorsunuz. insan ilişkilerine yaklaştığınız tavır mide bulandırıcı. sizden ne köy olur ne de kasaba, sizin yetiştireceğiniz çocuktan da bi bok olmaz. hem kendinize, hem de karşı tarafa yaptığınız bi kötülük bu maalesef.
8 favorites - -
ilişkilerini yaşamak yerine başkalarına gösterme çabaları
4 favorites - -
- ben merkezcilik ve biz olamama durumu
- ilişkiye 3. kişilerin fikirlerini fazlaca dahil etme
- kolay erişim sayesinde karşındakinden hızlı vazgeçip emek ve zaman harcamaktan kaçınmak
8 favorites - -
belki bir sorun yoktur ve ilişki dediğimiz şeyin tanımı değişmiştir. ilişki artık iki insanın kendi imajlarını zenginleştirmek, çeşitli beklentilerini karşılamak için görece kısa bir süre birlikte oldukları, sonrasında da yeni ilişkilere yelken açtıkları bir şeydir.

ilişki, özellikle de çoğumuzun aşina olduğu "kadın - erkek arasındaki romantik birliktelik" görece zaten yeni bir şey. otuzlarında, kırklarında olanlarımızın birçoğunun ebeveynlerinin "ilişki" tanımı "görücü usulü ile evlenmek" demekti. o ilişkilerde "romantizm" diye bir şey yoktu mesela. aşkı da bizim gibi tanımlamıyorlardı... onların bildiği "kara sevda" diye bir şeyleri vardı ama o da hali hazırda yaşadıkları değil ya bizzat ya da başkalarının yaşayamadıklarıydı... ki yaşanınca da yine normal türk tipi bir evlilik oluyordu işte.

haliyle bu başlıkta da sık sık öykünülen ilişki tipi çok değil 30-40 senelik bir fenomen. ülkedeki ortalama eğitim seviyesinin yükselmesi ve daha da önemlisi kadının günlük hayatta daha ön planda yer almasıyla başlayan süreç iyi gidiyordu aslında da, bir noktada medya sağolsun sırf daha fazla şey tüketelim diye bizi hayatın sıkıcı olduğuna inandırdı. bu da ebeveynlerimizin bilmediği bir şeydi mesela: tabi ki onlar da imkanları yettiğince çeşitli sosyal aktivitelerde, eğlence faaliyetlerinde bulunuyorlardı ama annemizden "mahmut ilişkimiz neden bu kadar sıkıcı" gibi bir şikayet duymak pek olası değildi. hayat piyasanın bir fonksiyonu haline geldikçe her şey üzerine daha fazla tüketim atılarak çözülebilecek sorunlar haline gelmeye başladı. dergilerden, dizilerden, filmlerden ilişkilerimizde bir sürü sorun olduğunu ve bunların da nihayetinde yeni şeyler alarak, yeni yerlere giderek, yeni şeyler yaparak çözüleceğini öğrendik. mum ışığında akşam yemeği klişesi falan hep o zamanların saçmalıkları...

bu arada "ilişkiler güllük gülistanlıktı" demek tabi ki anlamsız. bireyselleşmeye başladıkça tarafların ilişkiden beklentileri de farklılaşmaya başladı. evliliğin "standart ve sorgulanamaz bir hayat dönemi" olduğu dönemde kimsenin aklına gelmeyen şeyler ilişkilerin karşılıklı hür iradeyle başladığı dönemle birlikte tartışma konusu oldu. ilişki hayatımızdaki tek şey değildi ve partnerimiz hem ilişki içindeki beklentilerimizi karşılamamıza yardımcı olmalıydı, hem de hayatımızın diğer alanlarında, mesela profesyonel yaşantımızda da, amaçlarımıza ulaşmamızda bize destek olmalıydı... bu durum başlı başına gerilimlere yol açtı tabi ki. ancak bizler kendi birey olma yolculuklarımızı sürdürmek ve beklentilerimizin yönetilmesi, karşılanması sürecini karşılıklı diyalogla çözmek yerine ilişkilerimize olmayan problemler entegre edip bunları da çözmek için olabildiğince fazla deneyim tüketmeye yönlendirildik.

ilişkilerin her adımı önce ritüelleştirildi, haliyle de bunlar ilişkiye kattıklarından ve ne yazık ki çoğu zaman ilişkiden götürdüklerinden bağımsız birer beklenti haline geldi. ancak beklentilerle ilgili bir şeyi gözden kaçırdık; beklenti dediğimiz şey kabaca partnerimizin şu anda yapmadığı; belki farkında olmadığı, belki farkında olmasına rağmen yapmayı tercih etmediği bir şey. yani beklentinin yerine getirilmesi ekstra bir külfet (fiziksel, finansal, duygusal) getiriyor. haliyle de her beklenti aslında bir sürtünme demek. karşılıklı beklentiler çoğaldıkça bunların karşılanması ile ilgili çatışmalar da doğal olarak arttı. bakın burada hala önemli olan nokta söz konusu beklentiler ile ilişkiden alınan uzun süreli tatmin arasında çok anlamlı bir bağ olmaması. yani bir noktada "bu ilişki bizi uzun vadede nasıl mutlu eder" gibi bir sorudan uzaklaşıp ilişkinin sağlığını sonu bitmek bilmeyen ritüelistik beklentilerin düzenli karşılanıyor olmasına bağladık.

en son geldiğimiz noktada ise bu süreç artık bambaşka bir aşamaya geçti çünkü artık ilişki asli bir unsurdan çok kişisel imajımızın küçük bir parçası. yukarda da bahsettiğim gibi bir sürü ritüel artık ilişkiyi mutlu ve uzun ömürlü kılma kisvesi altında bile yapılmıyor. amaç başka bir grup insana kişisel imajımızı sergilemek: partnerimiz, onun yaptıkları ve dolayısıyla ilişkimiz "bakın ben nasıl da doğru seçimler yapıyor, doğru insanla ilişki yaşıyor, güzel yerlerde, güzel deneyimler yaşayarak mutlu bir hayat yaşıyorum" şeklinde özetlenebilecek kişisel bir hikayenin yancısı. haliyle böyle narsist temellere dayalı bir şeyin uzun süreli olmasını beklemek de pek anlamlı değil.
1 favorites - -
konuştuk bunları herkes nasılsa yenisini bulurum mantığı ile hareket ediyor. kızlar onları gezdirecek lüks yerlere götürecek eleman arıyor erkekler hemen sevişecek birini arıyor arada kendi ayakları üstünde duran düzgün insanlar kaynıyor. birini doğru düzgün seviyorsun hayatının odak noktası yapıyorsun bununla olur diyorsun aileler ekonomik durum kültür aynı diyosun sonra gerizekalı er kişisi daha iyisini bulurum mantığı ile gidiyor ya da zaten yeni birisini önceden bulup gidiyor. yani günümüz ilişkilerinin en büyük sorunu erkekler.
4 favorites - -
bu konu sanıldığı gibi iletişim ya da sadakat sorunu değil.insanların duygularını taşıyacak gücünün kalmaması.
herkes hislere aç ama duygunun ağırlığına dayanacak hali yok. kalbi dolu ama yorulmuş, incinmiş, bitkin… bu yorgunluk da artık normalmiş gibi yaşanıyor.

ilişkiler bu yüzden başlamadan tükeniyor. kimse bir başkasının dünyasına girip orada emek vermeye hazır değil. yakınlık isteniyor ama o yakınlığın gerektirdiği sabır, ilgi, özen kaldıramıyor. değer görmek isteniyor ama karşısındakini gerçekten görmek pek kimsenin hoşuna gitmiyor.
herkes anlaşılmak istiyor ama kendini anlatacak kadar durup nefes almıyor. herkes ilişki hayal ediyor ama eski yaralarının üzerine yeni birini koymaya çalışıyor,bu yüzden hiçbir bağ sağlam olmuyor.
5 favorites - -
en büyük değil ama denk gelmişken yazalım:

(bkz: mustafa erhan hekimoğlu effect)

var böyle bir şey, çünkü ben uydurdum.

ben hayatı futbol üzerinden anlatmayı severim. çoğu zaman doğru paralellikler kurulur futbolla hayat arasında. beşiktaşlılar anlatacağım şeye hakimdir. beşiktaş maçlarını izlemeyenler ya da futbolu genel olarak pek takip etmeyenler için güzelce anlatayım:

bizde mustafa erhan hekimoğlu adında bir "genç yetenek" var. yeteneği o kadar kolpa ki gençliğinden de şüphe eder oldum. bu arkadaş forvet oyuncusu. yani en uçta. 3. bölge dediğimiz yerde oynuyor. maçlara da genelde son 10-15 dakika kala giriyor. bir kez galatasaray'a güzel bir gol attı diye bir türlü vazgeçilmiyor. genelde mustafa maça dahil olduğunda beşiktaş'ın mutlaka bir ya da daha fazla gole ihtiyacı oluyor. kalan süre çok az. gol lazım ve rakip zaman geçirmeye meyilli. mustafa direk gibi bir adam. boylu poslu yapılı. dövüş sporlarında filan yer alsa belki başarılı olurmuş ama hasbelkader futbolu seçmiş. fakat mustafa, futbolda iri yapılı olmanın bazen de dezavantaj olduğunun farkında olan bir arkadaşımız değil. rakiple girdiği hava topu mücadelelerinde olsun, omuz omuza mücadelelerde olsun nasıl davranacağını bilmiyor. bu yüzden de sürekli faul yapıyor. o faul yaptıkça rakip takım bayram ediyor. çünkü futbolda skor olarak önde olan takım için son dakikalarda oyunun durması nimet demek. her faulde en az 30 saniye süreden gidiyor. hele bir de bünyamin gezer'in deyimiyle faule maruz kalan futbolcu yerde uğunuyorsa bir dakikadan bile fazla süreden çalınmış oluyor. hakemler genelde bu sürelerin anca zekatını maçın sonuna ekledikleri için biz fedakar arkadaşımız mustafa sayesinde gol atmaya çalışmakla geçirmemiz gereken süreyi rakibin serbest vuruşu kullanmaya niyet etmesini beklemekle harcıyoruz. faul, 1. bölgede mecbur kalınırsa yapılır. çünkü orası senin kalenin önüdür. rakibi durduramazsan gol yiyebilirsin. 2. bölgede bazen yapılır bazen yapılmaz ama 3 bölgede faul yapan oyuncu net bir şekilde yeteneksizdir. ha skor olarak öndesindir yaparsın. sürenin geçmesine, takım arkadaşlarının soluklanmasına, oyunun soğumasına senin takımının ihtiyacı vardır, yaparsın. ama mustafalı maçlarımızda hep gole bizim ihtiyacımız olduğu için o kısacık zamanda yaptığı 3-5 faul bizi maçtan boynu bükük ayırıyor. e peki mustafa ne yapsın? gerekirse top rakipte kalsın. didişerek, güreşerek faul yapacağına bırak kalsın orda. rakibin pas seçeneklerini bloke edersin, birkaç saniye içinde topu geri kazanırsın. rakibi temassız sıkıştırırsın, topu taca ya da kornere atmak zorunda kalır. daha da heyecanlanıp kendi kalesine gol bile atabilir. ama mustafacığım dan dun dalarak faul yapmak suretiyle oyunun en az beş dakikasını bir güzel yer. temiz çocuktur, eli yüzü düzgündür ama fazla didişkendir. o yüzden de futbola uygun değildir.

bunun ilişkilerle olan alakasını yazardım ama yoruldum. onu da arif olan anlasın artık.

not: bir zamanlar ben de mustafa gibiydim. uzun zaman önce akıllandım.
1 favorites - -
her ilişkinin spesifik sorunları varama günümüde o kadar bireysel alana ihtiyacımız var ki bir ilişki yürütmek çok zor olabilir.
2 favorites - -
hanım kızlarımız dünyanın gerçeklerini pas geçip kafalarında kurduğu ütopyayı yaşamak istiyor.

bu da gerçekleşmeyen beklentileri ortaya çıkarıyor.
3 favorites - -
herkesin kendini ana karakter sandığı şu dünyada kimsenin birilerine emek vermemesi.

ve de kırılma korkusu.

aşk bunu göze almaktır.

zira beyinle düşünürsen olamazsın.

zihnin önce kendini ve sonra değer verdiğini düşündüğün kimseyi korumak ister.

ben tüm hayatım boyunca aklımı kaybetmeden yaşadım. korundum, korudum.

benim için koca bir hayat bu aşksız dönem...

di.
3 favorites - -
Next (2) - Last Page (4)